Memurlukta Sınıflandırma: Hayatımın O Anı
Kayseri’nin sabahları hep aynı, ama her sabah biraz farklıdır. Yavaşça doğan güneşin ışıkları, eski taş binaların arasından süzülerek odamın penceresini aydınlatır. Genellikle bu anı yalnızlıkla kucaklarım, içimden geçenler ve gündelik kaygılar arasında kaybolurum. Ama bu sabah, aklımda bir şey vardı. Hayatımın en önemli sınavlarından birine gireceğimi biliyordum: Memurlukta sınıflandırma.
Hayaller ve Gerçekler
Bundan birkaç yıl önce, bu kadar karmaşık bir meseleye girmeyi hayal bile etmemiştim. Her şey, bir sabah Kayseri’nin en eski caddelerinden birinde, biraz dükkânlar ve biraz da yalnızlık arasında kaybolmuşken başladı. Herkesin aynı yolda yürüdüğü, rutinleri yaşadığı bir şehirde, ben de bir umutla memuriyet başvurumu yapmıştım. Birçok kişi gibi ben de yalnızca “sınıf”ın ne olduğunu sormadan önce hayatımı, işimi, geleceğimi düşündüm.
O dönemde sadece gençlik heyecanı vardı; memuriyetin bana sağlayacağı güvenli bir yaşam, düzenli bir maaş, sosyal güvenceler… Belki de biraz hayal kurmuşumdur, ama bir noktada kendimi bu işin içinde buldum. Ve sonra “sınıflandırma” kelimesi geldi. İlk duyduğumda ne olduğunu anlamadım. Ne sınıfı, ne memurlukta bir sıralama? Hayatımda her şey sırayla ilerliyordu zaten; niye sınıflandırma olsun ki?
İlk Sınıflandırma Sınavı: Heyecan ve Korku
Kayseri’deki memurluk başvurusunun ardından, bir sabah karşıma sınavı geçebileceğimi düşünerek çıktım. Kayseri’deki o eski hükümet binasının merdivenlerine her adımımda bir tedirginlik vardı. Sınıflandırma sınavı nasıl bir şeydi, ne bekliyordum? İçimden birkaç farklı duygu geçiyordu: heyecan, korku, umutsuzluk ve biraz da kaybolmuşluk. “Bu kadar karışık bir sistem olur mu?” diye düşünüp duruyordum.
O an ne kadar zor bir sürece gireceğimi anlamamıştım. Hayatta her şeyin sıralı olması gerektiğini düşünürdüm; ya da aslında hayatımda hiçbir şeyin sıralı olmadığını fark etmeye başlamıştım. Gözlerim sınav kitapçığında kayboldu, tüm o karışık sorular arasında. “Beni bir kategoriye sokmak neden bu kadar zor?” diye geçirdim içimden.
Sınıflandırmanın Anlamı: İdealist Olmak mı, Gerçekçi Olmak mı?
Sınavın sonuçları bir hafta sonra açıklandı. O hafta boyunca geceleri uyuyamıyordum, kaygılarım beynimdeki düşünceleri ezip geçiyordu. Nihayet, o yazılı sonuçlar bende bir şey değiştirdi. O an fark ettim ki memurlukta sınıflandırma, yalnızca bir kariyer yolu değil; aynı zamanda bir kimlik sınavıydı. Hayatımın her alanındaki tutkulu ve idealist bakış açımın, memurluk dünyasında bana nasıl bir yer bulabileceğini görmek beni hem heyecanlandırdı hem de derinden üzüntüye boğdu. Sonuçta, sadece ben değil, hepimiz bir sınıfa dahil olduk, hatta belki de her birimiz hayatımızda o sınıfa yerleşmeye çalışıyorduk.
Beni en çok üzen şey, sisteme ne kadar entegre olursam olayım, sınıflandırma sürecinin ne kadar belirleyici olduğuydu. O an, bana hep idealist bir insan olarak bakılsa da, sistemin bana sadece bir “sınıf” olduğunu gösterdiğini fark ettim. Yani aslında bu kadar uzun süre işin içinde kaybolmamın sebebi, hayatıma bir anlam yüklemenin kolay olduğunu sanmamdan kaynaklanıyordu. Ama sistem, sizi sıfırlayıp, bir kutuya koyuyor ve orada, bir numara oluyorsunuz.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Sınıflandırma süreçlerinin, insanları hem hayal kırıklığına uğratma hem de belirli bir yere koyma etkisi beni bir süre daha düşündürdü. Tüm o iyi niyetli umutlarımı bir kenara bırakıp, yalnızca doğru bir şekilde yerleşmek ve doğru bir “sınıf”a ait olmak için çalışmaya başladım. Bu, daha önce hiç bu kadar içsel olarak kendimi kaybetmiş hissettiren bir süreçti. Kayseri’nin sokaklarını yürürken, bir yanda geçim derdi ve diğer yanda kariyerim vardı.
Bir süre sonra şunu fark ettim: Sınıflandırma, insanları hep bir yerlerde sıkıştırma çabasıydı; bu sınıflandırmalar arasında bir boşluk yoktu, her şey belirlendiği gibiydi. Ama hayatta sıfırdan başlamak zorunda olduğumuzu düşündüğümde, sistemin bana ve diğerlerine ne kadar daraldığını fark ettim. Aslında, sınıflandırma kelimesinin insana ne kadar hüzün veren bir anlam taşıdığına yavaşça karar verdim.
Sonuç: Gerçekten Bir “Sınıf” Var mı?
Şimdi, geriye dönüp baktığımda, memurlukta sınıflandırmanın bana öğrettikleriyle çok farklı bir yere geldim. O zamanlar düşündüğüm gibi her şeyin bir sıralaması yokmuş. Sınıflandırma, yalnızca bir araç, bir filtre gibi. Bizi sıfırlayıp, belirli bir kategoriye sokmaya çalışsa da aslında en önemli şey, hayatımızı nasıl anlamlandıracağımız. Belki de insanları yalnızca bir “sınıf” olarak tanımlamak, bizi gerçek insanlık yönümüzden koparır.
Ben, Kayseri’de bir genç olarak, belki de sadece memurlukta bir yer bulmaktan daha fazlasını istiyordum. Ve fark ettim ki, gerçek sınıflandırma, yalnızca kendimizin ve başkalarının içindeki potansiyeli görmekle yapılabilirdi. Sınıf, sadece bir ad, bir etiket değildir. Benim için, asıl “sınıf”, insan olmanın derinliğinde gizliydi.
Sınavdan sonra birkaç yıl geçti. Memurluk sınıflandırmasında sıralandım, ama bir türlü hep içimde bir boşluk vardı. Kayseri’nin sabahları beni yine yalnız bırakırken, sınıflandırmanın yalnızca dışarıdan görünen bir şey olduğunu fark ettim. Gerçekten sınıf nedir, diye sormak gerekir; belki de memurlukta sıralanmak, hayatta sıralandığımız anlamı bulmaktan çok daha az önemliydi.